SON DAKİKA
Advert
Advert

İslam’ın Olmadığı Yerde KADIN -1-

Bu haber 12 Ağustos 2020 - 12:56 'de eklendi ve 34 views kez görüntülendi.

İstanbul sözleşmesine dair -1-

Alışveriş yapmak istediğimiz zaman, en iyi marketi tercih ederiz. Mahallenin en iyi kasabanı, en iyi manavını araştırır ve buluruz. Şayet memnun kalmayacak olursak da, bir daha semtine dahi uğramayız.

Ticaret yapacaksak en iyi adamla, en güvenilir adamla ticaret yapmayı isteriz. Birine iş yaptıracaksak, en iyi ustayı tercih ederiz. Rüşdünü ispatlamış insanlarla çalışmaya önem veririz. Bu, hem hayatımızda birtakım kolaylıkların yolunu açar, hem de yapılan işin kaliteli ve memnun edici olmasını sağlar. Yapılan işin ne olduğunun önemi var mı? Meyve yerken, eve dolap yaptırırken, beyaz eşyacıdan takside girerken… Neticede Kem alet ile kemalat olmaz!

Şu dikkatimizi insan ilişkilerinde, toplumsal birlikteliklerde ve kültürel yakınlaşmalarda da koruyabilseydik keşke… Dost tutarken, arkadaş edinirken, hatta evlenirken dahi manavdan elma alırken gösterdiğimiz hassasiyeti göstermiyoruz. Bir sorunla karşılaştığımız zaman da bahanemiz hemen hazır, Kavun değil ki koklayıp alasın! Hayata ve topluma dair bu yanlış yaklaşımımızın en büyük göstergesi, Batı Toplumunun medeniyetimize olan etkileridir. Toplumsal rüşdünü ispat edememiş, Batı toplumunun kadın hakları savunuculuğunu sorgusuz sualsiz hemen benimseyiverdik. Avrupa, toplumsal vicdanını tatmin edebilmek ve kirli mazisini temizleyebilmek adına kadın haklarını uluslararası mecraya taşıyabilir; ancak bu, Batı’nın kirli mazisinin günümüze izdüşümlerinin yansımasıdır. Bu kirli mazi karşısında ise biz tertemiz bir medeniyete sahip olmanın gururunu taşıyoruz.

İslam medeniyeti, kadını Anne” olarak vasıflandırıp onu yüceltirken; Batı medeniyetinin dini akidesine göre Hz. Havva, insanın cennetten kovulmasına sebep olduğundan dolayı, insanlara miras kalan günahın da suçlusudur. Bu yüzdendirki çocuklar günahkâr doğarlar. Dünyaya yeni gelen çocuğa yapılan ilk vazife de vaftiz edilerek günahının temizlenmesidir. Çocuk büyüyüp, evlenip, yaşlanıp, öleceği güne kadar, hep kilisede günah çıkarmak zorundadır. İlerleyen toplumlarda kadın, kilisenin günah saydığı bir cinsiyeti temsil ettiği için, sihirbazlıkla ve büyücülükle de suçlanmış, hatta diri diri yakılmıştır. Dini kaideleri bir tarafa bırakınız, sadece insani hislerle hareket eden hiç kimse diri diri yakılmayı kabul edemezken; bir toplum, cinsiyetinden dolayı, insana asırlarca bu işkenceyi reva görmüş. Hayata dair hiçbir bilgiye sahip olmadan dünyaya gelen insanı da, cinsiyetinden dolayı, hayatının sonuna kadar işlemediği bir suçtan mahkûm etmiş.

Avrupa toplumu, tarihin her safhasında kadına bu kötü ayrımcılığı reva görmüştür. Bugün Pozitif Ayrımcılık diyerek dünyayı ayağa kaldıranlar, kendi toplumlarında kadını maruz bıraktıkları aşağılayıcı hallerine bir dönüp baksınlar. Köylü kadınlar kiliseden yemek yardımı alabilmek için rahipler, yamaklar ya da aşçılarla cinsel ilişkiye girmek mecburiyetinde kalmışlardır. Olaylar ortaya çıktığı zaman ise, kadın şeytanın ta kendisi olarak vasıflandırılmış ve ona göre cezaya tabi tutulmuşken; -şayet varsa eğer- Erkeğin tek suçu zaafının olması olarak kabul edilmiştir. Kadına hayat hakkı tanımayan batı toplumun temelinde yer alan Kilise, 581 yılında Kadın, kocasına itaat ve hizmet etsin diye yaratıldı. sonucuna varmıştır. İngiltere’de VIII. Henry zamanında, parlamentodan çıkacak olan bir kanuna kadar, kadınlar murdar bir mahluk sayıldıklarından, İncil’e el süremezlerdi.

Din bizi geri bıraktı diyenlerin çarpıttıkları hakikat şudur ki; toplumu geri bırakan kilisedir.

(Devam Edecek…)

Taha Yasin Yazıcı
Taha Yasin Yazıcıtahayasinyaziciagd@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
%d blogcu bunu beğendi: