SON DAKİKA
Advert
Advert

İki Resmin Anatomisi

Bu haber 29 Temmuz 2020 - 9:15 'de eklendi ve 69 views kez görüntülendi.

İlkokula başlamamıştım henüz. Annemin soba tutuşturmak için kullandığı gazetelerin arasında, atını şaha kaldırmış ve ayakları altında masmavi deniz olan bir adamın resmi bulunan o dergiyle karşılaştım. Anneme kim olduğunu sorduğumda, bu resimdekinin Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri olduğunu söyledi. Fatih’ten bahsedilir de söz İstanbul’dan açılır da konu hiç Ayasofya’ya gelmez mi?

Ayasofya camisinin resmi derginin arka kapağında basılmıştı.  Annem uzun uzun anlattı… Ben günlerce elimde dolaştırdım o dergiyi. Konya İmam Hatip mezunlarının çıkardığı ve baş makalesini Süleyman Özkafa hocanın yazdığı bu dergi, İslamı’ın İlk Emri: OKU dergisiydi. 1969 yılı, Mayıs ayı, 88. Sayısı… Sonra da çocukluk heyecanıyla kapıldığım oyunlarımın arasında kaybolup gitti o dergi.

İçimde filizlenmiş, dal salmaya başlamış, fakat anlam ve önemini bir çiçek gibi henüz açmamış olan İstanbul ve Ayasofya sevdası, konuşma ihtiyacı hissettiğim, dilime pelesenk olarak doladığım sevdam olmaya başlamıştı. Bir gün hocalarımdan birisi “Sen İstanbul’u çok mu seviyorsun?” diye sorunca, büyük bir iştiyakla “Evet” cevabını verdim. Hocam bana Ayasofya’yı anlattı, ben hayatının keşfini yapan seyyah gibi dikkatle dinledim;

“Salı günü gerçekleştirilen İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya, Cuma namazına hazır hale getirilir. Namaz için toplanan cemaate Sultan ‘Namazı kim kıldıracak?’ diye sorduğunda, ‘Padişah sizsiniz, elbette size yakışır.’ derler. Sultan ise ‘Hayır! Bugün namazı ikindinin sünnetini terk etmeyen birisi kıldıracak, var mı içinizde böyle biri?’ diye sorar. Kimse çıkmayınca da Elhamdülillah, ben varım! diyerek mihraba geçer. Namazı üç tekbirle kıldırır. Namaz sonrasında hocaları ‘Padişahım Cuma namazı bir tekbirle kılınırken, siz neden bayram namazı gibi üç tekbirle kıldırdınız?’ diye sorarlar.  Sultanın cevabı; Çünkü Kâbe’yi ancak üçüncü tekbir de görebildim diye cevap verir.

Ayasofya; bir fidan gibi yüreğimizde yeşertip büyüttüğümüz sevdamız…

On üç yaşında Fetih Kutlamaları için geldiğim İstanbul’da, ecdat yadigârı emanetleri bir bir dolaştıktan sonra, o günün parasıyla cebimde on milyon olmadığı için Ayasofya’ya girememiş, dışarıdan seyretmiştim. Yaralanmıştım… Çocukluk hatıralarımın tozlu raflarında saklı kalmış, annemin İstanbul ve Ayasofya’ya dair anlattığı şeylerin ne manaya geldiğini o zaman anladım. İstanbul’a gelip de İstanbul’un nişanesini gezememek ruhumdaki fidanını büyütmüş, olgunlaştırmış, meyve vermesine sebep olmuş, sulamasını da gözyaşlarımla yapmıştı. Anlamıştım ki Ayasofya bir milletin İstiklal ve İstikbal mücadelesidir…

Şimdi yine gözyaşları içerisindeyim. Ruhum tarihin sokaklarında dolaşıyor… Kalbim İstanbul’a giren cengâverlerin heyecanını taşıyor. Başım Ulubatlı Hasan gibi dimdik, gözlerim Serdengeçti’leri, Necip Fazıl’ları, Erbakan’ları arıyor… Ecdat yetimi Ayasofya aslına rücu etti diye kanım damarlarımda saniyede deveranlar yapıyor… İnanmanın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu bir kez daha anladım, bir kez daha iman ettim. Ki Kudüs özgür kalacaktır! Adil Düzen mutlaka kurulacaktır! Bu ümmet mutlaka mezalimden kurtulacaktır!

Ayasofya’yı ilk tanıdığım o dergi şimdi kütüphanemde mevcut, 89 yıl sonra Ayasofya’da kılınan ilk Namaz’ın resmi ise evimin duvarını süslüyor… Ve yanına Özgür Kudüs, Mescid-i Aksa’da kılınacak namazın tablosunun da asılacağı o günü bekliyor….

Ah Ayasofya’m ahh…

Canım yoluna ter ter dökülsün de, toz bulutu halinde göğe yükselerek kubbeni kucaklasın…

Taha Yasin Yazıcı
Taha Yasin Yazıcıtahayasinyaziciagd@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
%d blogcu bunu beğendi: