Yazılar
Giriş Tarihi : 23-06-2020 09:36   Güncelleme : 23-06-2020 09:36

Parsana'da Kış Geceleri

Malum, şimdi ki Nalçacı semtinin adının 1960’lı yıllarda Parsana olduğunu belirtmiştim

Parsana'da Kış Geceleri

Malum, şimdi ki Nalçacı semtinin adının 1960’lı yıllarda Parsana olduğunu belirtmiştim. Adının evveliyatının çok eski olduğunu söylemiştim. Ne kadar eski olduğunu da bilmiyoruz, demiştim.

Her tarafın bahçeli olduğu bu yerlerde, acaba kış geceleri nasıl geçerdi.

O yıllarda, insanlar isterlerse, enerjisi çok yüksek maden kömürünü ısınma için de kullanabilirlerdi.

Kömür iri olduğu için, keserle kırılıp ufak parçalara ayrılırdı. Soba ise, içi tuğlayla örülmüş, etrafı kalın sacla kaplanmış sobalardı. Kuzine tipi sobalar yeni yeni ortaya çıkmıştı.

Soba yakıldıktan sonra, ateş azaldıkça birer kürek kömür atılırdı. Enerjisi çok yüksek bu maden kömürünün bir küreği uzun süre giderdi.

Sobanın üst kapağı delikli idi.

Işık olmadığı anda, sobanın ateşinin kızıllığı bu delikli kapaktan tavana vururdu. Bu görüntü çocukluğumun hayallerini süslerdi.

Evler kerpiç ve duvarlar kalın olduğu için, ısınmada sorun yaşanmazdı.

Yörede komşuluk ilişkileri sıkı olduğu gibi, akrabalar da birbirlerine yakın otururlardı.

İşte, kış akşamları bir komşunun ve ya akrabanın evinde toplanır, radyonun nadir, televizyonun hiç olmadığı bu yerlerde sıcak sohbetler yapılırdı.

En güzel şey ise, ortaya serilen sofra bezinin üzerine patlamış mısır, pestil, elma, kışa dayanıklı hevenk yapılıp, kilere asılmış büzgülü üzümden birkaç salkım, yine uzun süre dayanan ve tavana asılıp yerle teması kesilen kavunlardan ikram edilirdi. Ay çekirdeği (çitlek) beyaz ve sarı leblebi ile fıstık da sofrayı süslerdi.

Yokluğun çok, mutluluğun çok, insanlığın ise pek çok olduğu güzel yıllardı. Yaşamanın, o günleri görmenin sevincindeyiz. Yazılarımız devam edecek. Kalın sağlıcakla…