SON DAKİKA
Advert
Advert

İslam’ın Olduğu Yerde KADIN -2-

Bu haber 07 Eylül 2020 - 17:39 'de eklendi ve 10 views kez görüntülendi.

İstanbul Sözleşmesine dair: 2/2

Günümüzde hukuki düzenlemelerin, fıtrata, toplumsal değerlere, bireylerin fiziksel özelliklerine –ne derece uygun olduğu konusu- üzerinde pek durulan bir konu değildir. Hukuk toplumun sert tutumlarının daha da sertleşmesine yol açmakla birlikte, bir kesimin başka bir kesim üzerinde demir balyozu olmasına da yaramaktadır. Karşılaşılan en önemli sorunların başında, ezen ile ezilen arasındaki hakları düzenlemesi gereken hukukun, bir kanadı koruyayım derken bir başka tarafın mağduriyetine yol açıyor olması vardır. Bu durum hukuku günümüz problemlerine yetersiz bırakmakta,  meşruiyetini de yitirmesine yol açmakta… İslam ise hukuki nizamını fıtrata ve toplumun geleneklerine göre oluşturur. Zamanla fıkıh adını alan bu hukuki düzende, kesin hükümler çerçevesinde büyük fakihlerin (ordinaryüs hukukçuların) vermiş olduğu kararlar, toplumsal ihtiyaçlara ve değer yargılarına göre birtakım farklılıklar gösterse de, kadın ve erkek haklarının sınırları belirlenmiş, kadının evlenme özgürlüğü, boşanma imkânı, aile reisliği, miras paylaşımı, yargılama hukukundaki durumu gibi konularda hak sahibi olması sağlanmıştır.

Kadın İslam hukukunun yanı sıra İslam Toplumu içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Hz. Ömer’in kadınların devam ettiği Medine Pazarına Şifa Binti Abdullah’ı denetim görevlisi tayin ettiği bilinmektedir. Yine bunun en önemli göstergelerinden birisi medeniyetimizde önemli yeri olan, adeta medeniyet içerisinde medeniyet denebilecek ağırlığı bulunan vakıf kültürüdür. 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir defterinde kayıtlı 2517 vakıftan 913’ü, Mısır’da 496 vakıftan 126’sı kadınlar tarafından kurulmuştur. Halep şer‘iyye sicillerine kaydedilen vakfiyeler içinde kadınlar tarafından tesis edilen vakıflar XVI. yüzyılda % 6,5, XVII. yüzyılda % 26, XVIII. yüzyılda % 37, XIX. yüzyılın ilk yarısında % 44’lük bir orana sahiptir. Kadınların aynı zamanda ticari hayata etkilerini de gösteren ciddi bir oranlamadır bu.

İslam toplumunda kadınların maddi alanda göz önünde bulunmayışları mallarının iradesini babasına, kocasına, kardeşine kaptırdığı anlamına gelmez. Şer’iyye sicili dosyalarında yapılan incelemelerde kadınların kendi mallarını yönettikleri aşikâr olarak görülebilir. Kendi malları üzerinde rızaları alınmadan yapılacak olan bir işlemde kadınlar bunu iptal ettirme haklarına sahiptirler. Yapılan tarihi vesika incelemelerinde bunu kullanmaktan geri durmadıkları da görülmüştür. İslam hukukunda mal ayrılığı ilkesi de kocayı karısının malları üzerinde yetkisiz kılmakta, eşinin rızasını almadan işlem yapmasına, yönetmesine müsaade etmemektedir.

İslam’da kadına miras hakkı da tanınmış ve yakınlık durumuna göre miras hukuku pay edilmiştir. Bazı bölgelerde, çeyiz alarak baba evinden ayrılan kızların daha sonra mirastan fiilen mahrum bırakıldıkları görülmüş, ancak mahkemeye müracaatlarında hakları iade edilmiştir. 1675 yılında İstanbul’da şikâyet defterine geçen ve kadınlar tarafından açılan 62 davadan 24’ü miras ihtilafına dair olduğu görülür.

Batı medeniyetinin kulağa hoş gelen “kadının kendi ayakları üzerinde durabilmesi” ifadesi gerçekte kadını güçlü kılan bir hakikat değildir. Ancak İslam toplumunda kadın hem güçlüdür hem de saygın bir yere sahiptir. Hak ve hukuku ise kanunlarla güvence altına alınmış, toplumsal alanda da etkisini göstermiştir. Medeniyetimiz başlı başına bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Taha Yasin Yazıcı
Taha Yasin Yazıcıtahayasinyaziciagd@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
%d blogcu bunu beğendi: